İdil Çağatay’ın ‘Sonbahar’ı ve melankolinin dibi

service

Sonbahar hüzün mevsimidir. Kurşuni gökyüzü, duman rengi bulutlar, gözyaşı inceliğinde yağmur… Şiirler raflardan çıkarılır, aşk romanları tekrar tekrar okunmuş olsa bile yeniden masaya konular. Bir de şarkılar. Günün her saati yanan sigarayla dost olan, tortusu kalmış şaraba, “Olsun ben varım. Benle idare et,” diyen şarkılar… İdil Çağatay’ın ‘Sonbahar’ adını taşıyan üçlemesi tüm bu tanımlamalara uyan bir çalışma olarak tüm dijital platformlarda dinleyicisiyle buluştu.

İdil Çağatay çekirdekten yetişme bir müzisyen. İstanbul doğumlu sanatçı müziğe Aya Saydam’dan aldığı ilk göz ağrısı piyano dersleri ile başlamış. 1994 yılında İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı Opera Bölümü’ne girerek küçük yaşta başladığı sanat hayatını ‘mektepleştirerek’ yoluna devam etmek istemiş. Opera devam ederken aynı okulun arp bölümünde de eğitim almaya başlamış. Güler Keskinkaya, Ayşe Sezerman, Remziye Alper, Elena Kenber gibi isimlerle şan çalışarak solistliğe de el atmış.1997 – 2005 yılları arasında Cemal Reşit Rey Operası’nda korist, oyuncu, reji asistanlığı yaparak sahnede yutmadık toz bırakmamış.  İdil Çağatay yine bu yıllar arasında İstanbul Devlet Opera Ve Balesi’nde teknik ekipte çalışmış ve La Traviata, Prens Igor, Don Giovanni, La Serva Padrona başta olmak üzere birçok eserde görev almış.

Sonrasını bilenler bilir. 2000’li yılların ortalarından İstanbul’un sağlam sahnelerinin tozunu attıran beş kadından oluşan ‘Kırmızı’ grubunu kurdu ve özellikle alternatif rock’ın zirve yaptığı erkek hakim bu dönemde bu beş kadın balyoz gibi bir sound’la sahneye indi. Birçok önemli çalışmanın ardından sanatçı kariyerine solo devam etmeyi tercih etti.

İdil Çağatay’ın ‘Sonbahar’ üçlemesi, girizgahta yazdıklarımla birebir uyuşan bir çalışma. Piyano ve vokalin başarıyla omuz omuza verdiği çalışma dinleyiciyi gri buğulu bir atmosferin içine sokuyor. Bol melankoli, hüzün bir arada. Tam bu mevsimlik ‘Sonbahar’ı playlist’inizden eksik etmeyin.

671 1

Albümün çıkış hikayesini anlatır mısın?

“Sonbahar” albümü geçen seneden beri kafamda tasarlayıp üzerinde çalıştığım bir albüm. Tamamen bir konsept olduğu için sözünden müziğine, video klibinden kapak fotoğrafına kadar bir bütün olsun istedim. Üç şarkıdan oluşan bir mini albüm “Sonbahar”.  Aslında triloji demek daha doğru olur. Her şarkı sonbaharın bir ayını temsil ediyor. Dolayısıyla zamanlaması çok öenmli benim için. Kayıtları ve mixi  Engin Özyılmaz üstlendi. Mastering Akın Erdem Kadiz’e video klipleri ise birçok klibimde çalıştığım yönetmenim Özkan Aksular’a teslim ettim. Finalde gerçekten düşündüğüm gibi konsept bir iş oldu.

 

“Sonbahar”, Kırmızı grubundan çok farkli bir yerde duruyor. Bu sound’ta bir albüm yapmak aklında var mıydı?

Evet, vardı. Hatta gelecekte çok farklı sound’larda yapacağım işler de tasarlıyorum. Kırmızı çok sert sound’u olan bir gruptu. 2015 ten beri solo proje yapıyorum ve içlerinde yine sert soundl’u şarkılar var. Mesela 2018 yılında yayınladığım “Ateşler İçinde “ albümü de sert bir sounda sahip denebilir. ”Sonbahar” müzikal anlamda benim başka yönlerimi de ortaya koyabildiğim bir albüm. Klasik müzik kökenliyim o yüzden aklımda, kalbimde ve kulağımda hep klasik enstrümanlar, klasik melodiler var. Mesela bu albümün piyanolarını yazarken romantik dönemden esinlendiğimi söyleyebilirim. Çok fazla müzik türüne ilgim var o yüzden deneysel olmak hoşuma gidiyor. Mesela 2017 yılında gruba adını veren şarkı olan “Kırmızı”yı da başka bir albüme vermek için Tango olarak yeniden düzenledim. O da benim başka bir yönümü yansıtıyor. Bunun gibi zaman içinde yapmak istediğim bir çok şey var, şimdi yeni projeye girdim onda da yeni sesler arıyorum.

dil Çağatay Sonbahar scaled 2

Albümde ‘intihar’a kadar giden bir yol var. Normalde de bu kadar melankolik misin?

İçinde yaşadığınız dünyayla dertleriniz varsa zaman zaman melankoliye kapılmamak işten bile değil. Şarkılarımda o anki gündemime göre bazen öfkeli, bazen muzip bazen de depresif oluyorum. “Sonbahar” albümü benim melankolik yanımı ortaya çıkardı. Hepimizin bilinçli ya da bilinçsiz olarak sorguladığı kavramlar olan ölüm, varoluş, umut, zaman, fonda bir doğa olayı olan sonbahar mevsimin bulunduğu bu üçlemenin alt metinlerini oluşturuyor. Bu da ister istemez bir melankoli doğuruyor.

İdil Çağatay’ın ‘Sonbahar’ı ve melankolinin dibi

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir