Çizgilerin ve masalların arasında bir baba-oğul öyküsü: Sarmaşık

service
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Türkiye ve genele baktığımızda dünya edebiyatında baba – oğul ilişkisi iki şekilde ele alınır. Bunlardan birinde ‘kuşak çatışması’ başlığı altında çağı yakalayamayan bir baba ve ‘çağsız’ yaşayamayan bir oğul vardır. Baba çok gerilerde kalmış, tozlu fotoğraflara binlerce kere bakarak onu içine sindirmiş, gelenek göreneklerine bağlı kendini hala evin direği sanat bir ‘sigorta’, oğul ise her ne kadar yaşını başını almış olsa da “Ben babam gibi olmayacağım” diyen, kendi normlarına göre değil, çağın gerektirdiği, adı yazılmamış kurallara göre hareket eden, çocuklarını da buna göre yetiştiren bir karakter olarak anlatılır. Diğerinde ise babanın kendi benimsediği hayat tarzına uygun olarak yetişmiş, çekirdeğin ta dibinden, aileden başlayarak bütün yaşamını babasından gördüğü şekilde yaşamaya çalışan, büyüklerin yanında bacak bacak üstüne bile atmayan bir oğul vardır. İki konu başlığının alt başlıkları da çoğaltılabilir. Yazıya konu olan hikaye ise bambaşka bir baba – oğul portresini kağıda döküyor. Üstelik resimlerle, yani çizgi romanla.

Geçmişte babasına karşı söylemek isteyip de söyleyemediklerini içine atmış, babasının ismi sayesinde bir yayınevinde çalışan ‘kaybeden’ bir yazar bir gün mahallenin kedisi Goncagül’ü aramaya çıkar. En sonunda onun izine, esrarıyla mahallenin yarattığı türlü türlü efsanelere konu olmuş ‘Yeşil Ev’de rastlar. Ancak kahramanımızı ‘Yeşil Ev’de sadece Goncagül’ün izi beklememektedir.

Türkiye’de kültür sanat alanında elini atmadığı yer kalmamış Yekta Kopan ve çizer denince akla ilk gelen isimlerden biri olan Levent Gönenç’in birlikte hazırladığı ‘Sarmaşık’ çizgi romanı Can Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı.

27Ae52F8 5Afd 4850 8533 22Afe0B7D065

‘Sarmaşık’ın çok ilginç bir çıkış öyküsü var. Kopan ve Gönenç – dile kolay – 46 yıllık dostlar. Aynı sırada dirsek çürütmüşler, sevdiği yazarı görebilmek için yazarın evinin önünde günlerce nöbet tutmuşlar, kavga etmişler, barışmışlar, beraber müzik yapmışlar… Ama en önemlisi ikisi çocuk yaşlarında bakmadan bir mizah dergisi çıkarmışlar, her ne kadar tek sayı olsa da. Araya hayat gailesi, mesafeler girmiş ancak hiç kopmamışlar. ‘İlk ve tek baskısı’ olan mizah dergileri ‘Dıgıdık’ın üzerinden onca yıl geçtikten sonra ‘Sarmaşık’ kitabında yarım kalan işlerini bir araya gelmişler ve Türkiye’de örneklerine nadiren rastladığımız çizgi roman türünde bir eser ortaya koymuşlar. 46 yıllık bir ürün olan ‘Sarmaşık’ı Yekta Kopan ve Levent Gönenç’le konuştuk.

 

Araya mesafeler, hayat gailesi de girse de hiç kopmayan 46 yıllık bir dostluk ve ‘Dıgıdık’tan yıllar sonra ‘profesyonel’ bir projeyle tekrar bir araya geliş. Neler hissediyorsunuz? Böyle bir iş için yıllar sonra buluşacağınızı aklınıza getirir miydiniz?

Levent Gönenç: Aslında “bir araya geliş”ten değil de “bir aradayken bir iş yapmaya girişmekten” söz etmek daha uygun olur sanırım. Ben Ankara’dayım, Yekta İstanbul’da ancak farklı şehirler de olsak da hep konuştuk, hep paylaştık ve birlikte keşfettiklerimizin heyecanını yaşadık. Geçmişte pek çok ortak iş de yaptık. Beraber müzik yaptık örneğin. Ama Sarmaşık, büyüyünce bir gün mutlaka giyeceğimizi hayal ettiğimiz “yazarlık” ve “çizerlik” paltosuyla yaptığımız ilk iş. Bu yüzden çok heyecan verici.

Yekta Kopan: Levent’in palto benzetmesi hem hayatımızı ve dostluğumuzu özetliyor hem de yazma-çizme işlerinde paltosundan çıktığımız bütün ustalara bir saygı duruşu niteliği taşıyor. Yıllardır birlikte yapacağımız işin adının ne olacağını bilmiyordum ama bir gün mutlaka birlikte üreteceğimizi biliyordum. Burada benim için önemli olan, ayrı ayrı da olsa ikimizin üretim yollarının hiç kapanmamış olmasıydı. Birbirimizi yaptıklarımızdan, yapacaklarımızdan hep haberdar ettik, bir anlamda birlikte ilerledik. O ilk işin Sarmaşık olmasının da anlamı ayrı elbette.

Levent Bey, bu öyküyü seçmenizin sebebi neydi?

Levent Gönenç: Sarmaşık çizgi romana uyarlanması zor bir öykü; aksiyon az, mekanlar sınırlı. Bunlar çizgi roman için dezavantaj. Ancak Sarmaşık öylesine samimi bir öykü ki, benim için Yekta’nın diğer öyküleri arasından bu niteliğiyle hemen sıyrılıyor. Her okurun kendinden, kendi geçmişindeki kişilerden bir şeyler bulabileceği bu samimi baba oğul hesaplaşmasını zorluğuna rağmen çizgi romana aktarmaya karar verdim. Bununla birlikte çizgi roman olarak Sarmaşık’ın oluşum sürecinin oldukça uzun sürdüğünü söylemeliyim. Zamanımın büyük bir kısmı, biraz önce değindiğim dezavantajları avantaja çevirebilecek görsel anlatım tekniklerini araştırmakla geçti. Bu konuda kendimi hazır hissettiğimde kağıt üzerinde çizim işi nispeten hızlı ve kolay bir biçimde tamamlandı.

Yekta Bey, öykü sizin fakat farklı bir formatta okurla buluştu. Yazarken özellikle dikkat ettiğiniz noktalar var mıydı?

Yekta Kopan: Bu öyküyü 2008-2009 yılları arasında yazdım. Açıkçası yazarken bir gün farklı bir sanat formunda okurun karşısına çıkacağı gibi bir düşüncem yoktu. Bugüne kadar yazdığım hiçbir öyküde, romanda bunu düşünmedim zaten. Ama Sarmaşık’ın yazılma sürecini, diğerlerinden ayıran bir durum da vardı. Kişisel olarak bir hesaplaşma, yüzleşme ve iyileşme çabası içinde olduğum bir dönemin verimidir Sarmaşık. Tümüyle içime kapanarak yazdığım bir süreçti. Yıllar sonra, bir başka sanat formuna dönüşmüş olması bu anlamda da çok değerli benim için. O içe kapalı dünyanın şimdi görsel bir karşılığı var.

Yektakopan
Yekta Kopan: “Bütün Yazdıklarımda Okurun Yorumuna Güvenmeyi Seçtim”

‘Sarmaşık’ bir baba – oğul çatışmasını ya da hesaplaşmasını anlatıyor. Bizim gibi toplumlarda genelde böyle bir durumda baba toplum normlarına göre haklı çıkar. Ama ‘Sarmaşık’ta babaya kızgın oğulun sonunda belki de kendi içinde kazandığını düşünüyorum. O ‘duvar’dan artık geçeceğinin farkına varması gibi. Buna katılır mısınız?

Yekta Kopan: Bütün yazdıklarımda okurun yorumuna güvenmeyi seçtim. Bunun için de okura geniş bir düşünce ve hareket alanı bırakmaya özen gösterdim. Sarmaşık, her ne kadar kişisel bir öykü olsa da sonuç olarak bütün okurların zihninde farklı bir karşılık bulmasını isterim. Bu öyküyü yazarken de amacım bir genellemeye gitmeden ya da fazlasıyla kişiselleştirmeden bir “gri alan” bulmaktı. Elbette benim de içinde bulunduğum kuşağın baba-oğul ilişkilerinde ortak kodlar vardır ve öykünün bakış açısında bu görülmekte. Bu bakış açısında bir kazanç-kayıp denklemi aramadım hiçbir zaman. Herkes bir şekilde kendi duvarından geçecektir, benim için önemli olan o hesaplaşmanın gerçekleşmesiydi.

Kitapta masal ve gerçek iç içe anlatılıyor. Bu bilinçli bir tercih miydi?

Levent Gönenç: Yekta, müsaade edersen bu soruyu ben cevaplayayım; bu nokta öykünün çizgi romana uyarlanması açısından önemli. Bir hikayeyi anlatmanın pek çok yolu vardır ancak önemli olan o hikayeyi en iyi anlatabilecek, okura en dolaysız şekilde aktarabilecek yöntemi bulmaktır. Yekta’nın bu öyküyü yazmadan önce hikaye anlatma yöntemleri üzerine çok kafa yorduğunu biliyorum. Masal ve gerçeğin iç içe geçmesinin sebebi belirli yöntem tercihi fikrimce. Benim açımdan asıl önemli olan, Yekta’nın, bu öykünün çizgi romana uyarlanacağını bilmeden yaptığı bu tercihlerin, çizgi roman çizerinin işini kolaylaştırması. Öyküdeki masal ve gerçek unsurlar, bana çizgi romanda “kontrast” oluşturan paneller kurma imkanı verdi. Bu ise, umuyorum ki, çizgi romana, okuyucunun ilgisini kaybetmeden, sıkılmadan hikayeyi takip etmesine yardımcı olacak bir renk kattı.

Yekta Kopan: Levent’in çizim sırasında o kontrastı yaratabilmek için bulduğu çözümlere hayran kaldım. Üstelik bunun üstüne özel bir konuşma da yapmadık. Ama öyküye o kadar hakimdi ki, kendiliğinden ilerledi çoğu şey.

Kitaptaki hem ‘kaybeden’ karaktere ve yine ‘kaybeden’ babasının geçmişine de yakından tanıklık ediyoruz. Bu arada bir de esrarı çözülemeyen ‘Yeşil Ev’ var. Baba ve oğulun ‘Yeşil Ev’de buluşmasının bir sırrı var mı?

Yekta Kopan: Yeşil Ev, bu öyküyü yazarken üstünde en çok düşündüğüm ve çalıştığım karakterlerden biri. Ama Yeşil Ev’le ilgili bir yorum yapmak istemem, onun varlığını yorumlamayı okura bırakmayı tercih ederim. Sadece şunu söyleyebilirim; düşünceler, anılar, hesaplaşmalar bir zemin arıyor kendine. Bu zemin kimi zaman zihnin koridorları oluyor kimi zaman da bir Yeşil Ev.

Pic1479976561R907090
Levent Gönenç: “Öyküdeki Masal Ve Gerçek Unsurlar, Bana Çizgi Romanda “Kontrast” Oluşturan Paneller Kurma Imkanı Verdi”

Türkiye’de çizgi roman alanında çok fazla eser bulamıyoruz. En son Hakan Günday’ın ‘Kana Diz Kana’sı çıktı. Genelde Marvel, DC Comics’in kitapları var. Bunun sebebi nedir sizce?

Levent Gönenç: Aslında son yıllarda çizgi roman alanında önemli bir kıpırdanma var. Hatta sadece çizgi roman veya ağırlıklı olarak çizgi roman yayımlayan yayınevleri dahi mevcut. Bu yayınevleri son on yıl içerisinde “grafik roman” olarak bilinen yaklaşımla üretilen başarılı çizgi romanları Türkçe’ye çevirip okurla buluşturdu ve bildiğim kadarıyla bu kitaplar belli bir okur kitlesi tarafından da ilgiyle karşılandı. Örnekse; Art Spiegelman’ın Maus’u; David B.’nin Epileptik’i ve Marjane Satrapi’nin Persepolis’i. Satışlar açısından düşünüldüğünde belki çizgi romanın “pazar payı” hala küçük görünebilir ancak Türkiye’de dünyadaki olumlu gelişmelere paralel olarak bir kıpırdanma yaşandığı da bir gerçek. Telif eserlere gelince; Türkiye’de de grafik roman anlayışıyla çizgi roman üretiliyor, üretilmiyor değil ama biz henüz daha yolun başındayız. Çizer yokluğundan kaynaklanmıyor sorun; dünya çapında çok yetenekli çizerlerimiz var ancak çizgi roman üretmek zor ve zamana yayılan bir iş. Bir çizerin işi gücü bırakıp bir yıl, iki yıl tek bir projeyle uğraşması ve bu şekilde hayatını idame ettirmesi ülkemizde ne yazık ki mümkün değil. Sanırım burada asıl iş büyük yayınevlerine düşüyor. Örneğin Can Yayınları gibi diğer büyük yayınevleri de çizgi romana sahip çıkıp desteklerse eminim telif eser sayısı da hızla artar.

Çizgilerin ve masalların arasında bir baba-oğul öyküsü: Sarmaşık

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.