Erdal Tanas Karagöl

Erdal Tanas Karagöl

Türkiye-AB ilişkilerinde Doğu Akdeniz’in önemi

Doğu Akdeniz bölgesindeki hidrokarbon kaynaklarının bölge ülkeleri açısından olduğu kadar AB ülkeleri, ABD ve Rusya için de bir öncellik olduğu artık bilinen bir gerçek. Doğu Akdeniz’de keşfedilecek kaynakların potansiyeli ile ilgili tahminler bölgenin önemini daha da artırmaktadır.

Bu potansiyel hidrokarbon rezervlerinin varlığı nedeniyle bölgede yeni bir enerji denklemi açısından kritik bir aşamaya gelinmiştir. Bu aşamada bölge ülkelerinin kendi deniz yetki alanlarını belirlemelerinin önemi daha da artmaktadır.

Çünkü, Doğu Akdeniz’de keşfedilecek hidrokarbon kaynakları, AB ülkeleri için yeni bir arz güvenliği sağlayıcısı olduğu gibi bu ülkelerin en önemli arz sağlayıcısı olan Rusya’dan kurtulmaları açısından da önemli. Öte yandan, Doğu Akdeniz’deki kaynakların Avrupa ülkeleri nezdinde Türkiye’nin aracı ülke veya merkez ülke konumundan çıkartılması açısından da stratejik önemi var.

Ayrıca, dünyada en yüksek rezervlere sahip olmamasına rağmen en fazla doğalgaz üreten ülke olan ABD’nin de bölgeye ilgisi çok yüksek. ABD’nin doğalgaz piyasasında kendi konumunu tehdit edebilecek herhangi bir olumsuzluğa tahammül etmeyeceği ve doğalgaz piyasasını kontrol etmeye devam etmek adına bölgede aktör olmak isteyeceği çok açık. Bu bağlamda hem kendisi hem de uluslararası firmalar nezdinde bölgede bulunmayı çok önemsediği de görülüyor.

Türkiye’nin de bölgede en uzun deniz sınırına sahip olan ülke olması, coğrafi konumu, keşfedilecek kaynakların uluslararası piyasalara taşınması konusundaki rota üstünlüğü ve bölgede merkez ülke olma motivasyonu dolayısıyla bölgenin en stratejik ülkesi olduğunu unutmamak gerekiyor.

Bu şartlar altında bölge ülkeleri arasında imzalanacak yeni deniz yetki alanları anlaşmaları oluşacak yeni dengeler ve ittifaklar açısından çok önemli adımlardır.

Türkiye-Libya arasında imzalanan deniz yetki alanı anlaşması sonrasında bölgede başlayan hareketliliğin diğer bölge ülkeleri arasında yeni deniz yetki alanları anlaşmaları imzalama çabalarını hızlandıracağı öngörülmektedir.

Türkiye’nin Libya ile imzaladığı deniz sınır anlaşmasının hem kıta sahanlığı hem de münhasır ekonomik bölge sınırlarını içerdiğini böylelikle de Doğu Akdeniz’de yepyeni bir denklemin oluşmasına önayak olduğunu söylemek gerekir.

DOĞU AKDENİZ’İN AB AÇISINDAN ÖNEMİ

Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğini belirleyen birçok faktör var. Ama, Doğu Akdeniz bölgesindeki hidrokarbon kaynaklarının sahipliği, deniz yetki sınırlarının durumu ve sonrasında bu kaynakların nasıl taşınacağı hususlarının Türkiye-AB ilişkileri açısından en önemli ve kritik faktörler olduğunu belirtmek kesinlikle yanlış olmaz.

Bence Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğini belirleyen temel husus Doğu Akdeniz olacaktır.

AB ülkeleri bir yandan Yunanistan üzerinden bu bölgenin bir oyuncusu olmak istiyorlar. Yani oyunu kurucu olma çabası içindeler. Diğer yandan Doğu Akdeniz’deki potansiyel kaynaklar ile kendi arz güvenliklerini sağlama çabası içindeler. Bu çabalarındaki temel motivasyon ise Türkiye aracı olmadan bunun hayata geçirilmesidir.

Bu amaçla East-Med boru hattı projesiyle Doğu Akdeniz’de çıkarılacak doğalgazın İsrail, GKRY ve Yunanistan üzerinden Avrupa’ya gönderilmesi hedeflenmektedir.

Açık bir şekilde itiraf etmeseler de Doğu Akdeniz doğalgazının Avrupa pazarına ulaşması için kullanılacak potansiyel rotalar açısından, Türkiye’nin en ideal rota olduğunu zımnen kabul ediyorlar.

Ama buna rağmen AB ülkelerinin Yunanistan üzerinden hem rota hem de Doğu Akdeniz’in kaynakları konusundaki farklı söylemleri ve strateji geliştirme çabaları da sürekli gündemde. Geçen hafta Yunanistan Dışişleri Bakanı’nın Türkiye ziyareti sırasında Doğu Akdeniz ile ilgili dile getirdiği anlamsız konuşma da bu durumun dışa vurmuş halidir.