Dr. Harun Tuncer

Dr. Harun Tuncer

Atalar, Bi’ Bakın Hele! Bu Söz Hanginizin?!

“Devletimiz siyasî, idarî, iktisadî ve içtimaî birçok sıkıntılar yüzünden 300 yıldır felaketten felakete sürüklendi. Ama bu sebepler arasında sayılmayan, hatta adı bile konmamış bir ‘felaket nedeni’miz daha var: Birtakım atasözlerimiz…”

Toplumlar da diğer canlı organizmalar gibi; doğuyor, büyüyor ve ölüyor. Bütün bu aşamaların belirli gerekçeleri var; kimi bilindik, kimisi pek bilinmeyen sebepler. Osmanlıların çöküşü de tarihin alışık olduğu bir sondu; ama elbette bu acı sondan bizlerin alacağı dersler var. Peki “acaba çöküşün bilindik siyasî, askerî, ekonomik vs. sebeplerinden başka ne gibi nedenleri vardı”? Osmanlı tahtı henüz devrilmemişken bu meselelere kafa yoran onlarca isimden biri de Tahsin Ömer Bey’di.

Tahsin Ömer’in hayatına dair elimizde maalesef herhangi bir malumat yok; bu konuda arşivler sessiz; hatta Molla Google bile dilsiz! Dönemin gazetelerine de göz gezdirdim, ama maalesef bir sonuç alamadım. Ama bu yazıya konu olan kitabını İstanbul’da Şehzadebaşı’nda bastırdığına göre, diyorum, muhtemelen İstanbul’da Avrupa yakasında yaşıyordu. Ne zaman doğup ne zaman göçtü, hiçbir fikrim yok.

Tahsin Bey’in kayıtlarda geçen 2 adet kitapçığı var; biri İlmî ve Tarihî Esaslara Nazaran Harflerimiz Latin Harflerinin Aynıdır başlıklı bir risale. Latin harflerinin bizim harflerimize uygunluğunu savunuyor. 1923’te çıkmış. Diğer çalışması da Darb-ı Mesellerimiz Hakkında Tahlilî Tedkikat (Atasözlerimiz Hakkında Analitik bir Araştırma) başlığını taşıyor ve yayın tarihi 1921. Bizim bu yazıya konu edindiğimiz çalışması bu ikincisi.

İlk eser saltanat kaldırıldıktan sonra yayımlanmış; saltanat karşıtı ifadeleriyle dikkat çekiyor. Eserin daha ilk cümlesinde bu detay göze çarpıyor: “Memleketimizi asırlardan beri berbâd ve perîşân etmiş olan cehâlet ve ahlâksızlığın ve bunların kollayıcısı olan meş’ûm şahsî saltanat devirlerinin bir daha dönmemesi için…” vs.
İkinci eser bastırıldığı sırada henüz saltanat ayakta; haliyle yazarın o zamanki tavrı biraz farklı. Kitabın girişindeki, “Bundan 600 sene önce kürre-i arzın en mühim ve mutena bir köşesine pek metîn ve devamlı bir surette yerleşmek kabiliyetini göstermiş olan ecdadımızın…” diye devam eden paragraftan da anlaşılacağı gibi, yazar sonraki kitabında “cehalet ve ahlaksızlığın teşvikçisi” diye lanetlediği “saltanat ailesini” bu defa övüyor… Yorum okuyucunun. Zaten benim amacım da bu tip garabetlere takılmak değil; alınabilecek güzellikleri devşirebilmek.

Adını “Atasözlerimiz Hakkında Analitik bir İnceleme” diye sadeleştirdiğim bu kitapçıkta yazarın temel iddialarından birisi şu: Evet, devletimiz siyasî, idarî, iktisadî ve içtimaî birçok sıkıntılar yüzünden 300 yıldır (17. ve 19. yüzyıllar boyunca) felaketten felakete sürüklendi. Ama bu sebepler arasında sayılmayan, hatta adı bile konmamış bir “felaket nedeni”miz daha var: Birtakım atasözlerimiz. Yazar diyor ki, “…milletin çoğunluğunu teşkil eden ve gerçek eğitim-öğretimden mahrum bulunan sıradan halk, hatta bir kısım eğitimliler bazı ‘atasözleri’ tarafından sevk ve idare edilmişlerdir.” İşte zamanla ve çoğu kere kasıtla söylenen ve yaygınlaşan bu “bazı atasözleri”, sadece bizi değil “dünyanın herhangi bir yerinde herhangi bir toplumun çöküşüne” yeter de artardı bile! Nitekim Avrupa’nın önde gelen milletleri bu sıkıntıyı halkını eğiterek aşmıştı; bizim de henüz emeklemekte olan üniversite faaliyetlerimiz, millet zihnindeki hurafeleri, ahlak bozucu söz ve fena alışkanlıkları silecek; böylece toplumun kurtuluşu temin edilecekti.

Sokakta çubuk içen bir İstanbul delikanlısı

Yazara göre, bu tip deyim ve atasözleri büyük ihtimalle çöküş alametlerinin belirdiği dönemde ortaya çıkmıştı. Mesela “El için yanma nâra, yak çubuğunu safânı ara!” sözünde geçen “çubuk” 17. yüzyılda kullanılmaya başlanmıştı, dolayısıyla bu atasözü de daha eski olamazdı.
Bu kitap için toplamda 5000 kadar atasözüne ulaştığını ve bunları elden geçirerek “şayân-ı nefret” (nefrete değer) olan 200 tanesini kaydettiğini belirtiyor yazar. Bu 200 sözü de muhtelif başlıklar altında derleyerek toplumun dikkatine sunduğunu bildiriyor. Kitabın giriş kısmındaki cümlesini de “memleketini seven her Türk bu tip kötü sözlerin yayılmasına engel olurken, güzel ve kabule yaraşır atasözlerinin de yaygınlaşması için çalışmalıdır” diye bitiriyor.

Kullanılmaması gereken birkaç atasözü:
Altta kalanın canı çıksın.
Beni sokmayan yılan kırk yıl yaşasın.
Kendi derdine bak, âharın gamını çekme.
El eliyle yılan tut!
Az ver, çok yalvar.
Kırk yıl günahkâr, bir gün tevbekâr.
Sizde yiyip içelim, bizde gülüp oynayalım!

 

Darb-ı Mesellerimiz Hakkında Tahlilî Tedkikat başlıklı kitabın unvan sayfası (Üner Nadir Eserler Kitaplığı)