Müjdat Öztürk

Müjdat Öztürk

Siyasette tutarsızlığın tutarlılığı

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ve Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem arasında hangisi daha iyi tartışmaları siyasete yön veriyor.

Oysa sistem tartışmalarının panzehiri sisteme güvendir.

Sisteme güven, bireyin siyasal sisteme ve bu sistemin işleyişini üstlenen araçlara karşı tutumunu ifade eder. Siyasal güven, toplumun kurumlara, siyasete, sisteme güvenini referans alır.

Yeterince tartışılmadan, alt yapısı oluşturulmadan  apar topar geçilen yeni hükümet sistemi bu güveni oluşturabilmiş görünmüyor.

Bir siyasal sistemin yaşaması için en temel gereksinim o sisteme duyulan güvendir.

Sisteme güveni sağlayacak olan ise siyaset kurumu ve siyasetçilerdir.

Çünkü siyaset kendisinden beklenen uygun davranış ve politikaları yerine getirmek, vatandaşların beklentilerini karşılamak durumundadır.

Eğer siyaset vatandaşların güvenini kazanmakta sorun yaşıyor, halka yaklaşımında dürüst davranmıyor,

Demokratik sistemin işleyişini sağlıklı yürütemiyor,

Yozlaşma ve yolsuzlukların önüne geçemiyor, vatandaşın ekonomik refahını öncelemiyor ve beklentileri karşılamıyorsa

Sisteme güveni sağlayamaz, tartışmaların önüne geçemez.

Toplum nezdinde güven sağlayamayan bir sistemin ne kadar iyi, ne kadar gerekli, ne kadar yüce olduğunu anlatılırsa anlatılsın eğer toplum yeni sistemin ürettiği herhangi bir faydayı görmüyorsa, söz konusu sistem tartışmalara konu olmaktan kurtulamaz.

**

Sisteme ve siyasete güven bağlamında Türk siyasetinin en temel sorunlarından birisi siyasi tutarlılıktır.

Siyasete güvenin temeli siyasi tutarlılığa, siyasetçinin dürüstlüğüne bağlıdır.

Siyasete duyulan güvensizliğin kaynağında da siyasetin tutarsızlığı yatmaktadır.

Demokrasi, güven üzerine inşa edilmektedir.

Ne yazık ki ülkemizde siyasal tutarlılık üzerinde yeterince durulmadığı için;

Ülkeyi 18 yıl boyunca yöneten bir parti sanki yeni iktidara gelmiş gibi reformcu,

Her girdiği seçimi kaybeden parti umut,

Denenmiş siyasetçiler kurtarıcı olabiliyor.

Hiçbir öngörüsü tutmayan,

Hiçbir politikası başarılı olamayan,

Hiçbir seçimi kazanamayan siyasiler hesap verme yükümlülüğüne girmeyip,

Siyaseti kurguluyor, siyasete yön verebiliyor.

Hatta hayatlarının sonuna kadar siyasette kalıyor.

Hal böyle olunca da siyaset güveni inşa edemiyor.

İnşa etmeye çalıştıkları sistemler dikiş tutmuyor.

**

Siyasal tutarlılık konusunu dert etmeyen, dün söylediği sözlerin, yaptığı eleştirilerin aksine tutum takınan,

Tutarlılık konusunda hassas davranmayan siyasetçilerin siyasal yaşamlarını sürdürebiliyor olmaları Türk siyasetine güveni de sarsıyor.

Siyasetçilerin tutarsızlıklarının yanı sıra, siyasetçilerin her yaptığında hikmet aranması, her koşulda destek verilmesi ve açık tutarsızlıklara rağmen bu eylemlere anlam yüklenerek siyasetçiye değerin sürdürülmesi de bir başka önemli sorun.

**

Peki, ülkenin bulunduğu siyasal ve ekonomik koşullar orta yerde dururken bunun müsebbibi siyasetçilerin siyasal yaşamlarını sürdürebiliyor olmaları nasıl izah edilebilir?

Bu durumu Bilişsel Çelişki Kuramı ile açıklamaya çalışmak mümkün.

Bilişsel Çelişki Kuramı insanların tutum ve davranışlarında tutarsızlıklar yaşandığında ortaya çıkan uyumsuzluğu ve bu uyumsuzluğu gidermek için gösterdiği gayret ve davranışları inceleyen bir teori.

Teoriye göre tutarsızlık içindeki insan zihni bu durumu dengelemeye çalışıyor. Meşrulaştırma eğilimi gösteriyor.

Tutarsızlıklar sebebiyle yaşadığı psikolojik gerilimi dengelemeye çalışan ve meşrulaştırma arayışına giren insan yaşadığı çelişkileri azaltmak için çelişkileri bastırmaya çalışıyor.

Siyasetteki tutarsızlıkları Bilişsel Çelişki Kuramı ışığında ele aldığımızda;

Birey, desteklediği siyasetçinin geçmişte savunduğu değerler ile çelişen davranışları karşısında bu davranışı eleştirmek ve sorgulamak yerine,

O davranışa anlam yükleyerek meşrulaştırma çabasına girişiyor ve o siyasetçilerin çelişkileri üzerinde düşünmek yerine yeni tutum ve davranışlarına anlamlar yükleyerek savunuyor.

Kurama göre birey önce bu davranışları destekleyecek, tutarsızlıkları gerekçelendirecek sebepler arayarak meşrulaştırma eğilimi göstermektedir.

Sonra inanç ve düşüncelerini bu yeni tutuma göre ayarlamaya,

Yeni tutum ve davranışları destekleyecek bilgi elde etmeye çalışarak karşılaştığı tutarsızlıkları ve yaşadığı çelişkiyi azaltma yoluna gitmektedir.

Yani birey zihninde uyumsuzluk yapan önceki davranışı yok saymakta, yeni davranışı meşru kılacak bilgiler ekleyerek davranışını değiştirmektedir.

**

Günümüzde ülkenin içinde bulunduğu kötü ekonomik koşulları uygulananı başarısız politikalar ile ilişkilendirmek yerine  “ülke dışından operasyon” gerekçesi ile açıklama gayreti,

Ya da siyasi başarısızlıkları hayali düşmanlara bağlama ve başarısızlıkları örtme eğilimi güncel örnekler olarak kuramın anlaşılmasını kolaylaştırıyor.

Dün söylediklerini inkâr derecesinde zıt davranışlar gösteren siyasetçilere verilen kitlesel desteğin sürmesini de bu kuram ışığında daha iyi anlamak mümkün.

Özellikle gerçek ve hakikatin önemini kaybettiği, doğru ile yanlış arasındaki sınırların kalktığı siyasal süreçte tutarsızlıkları sorgulanmak yerine bu çelişkiler bilişsel davranışlarla görmezden gelindiğinde siyasetçiler geçmişe sünger çekerek yoluna hiçbir şey olmamışçasına hesap vermeden devam ediyor.

Siyasetçinin her tutarsız davranışını hayra yorma, bir hikmet arama eğilimi siyasetçinin ömrünü uzatırken, siyasete güven kayboluyor, kitleler umutsuzluğa sürükleniyor.

**

Sistemin yerleşmesi ve sürdürülmesi için sistemin toplum tarafından sahiplenilmesi gerekir.

Bunun için de önce sisteme güven sağlanmalıdır.

Sisteme güven demokratikleşme, ekonomik refah, siyasal katılım ve güvenilir siyasetçi ile tesis edilebilir.

Sisteme güven toplumun ekonomik kalkınması ile sağlanır.

Bunları yapmak yerine korkular üreterek sistemi “tartışılmaz mutlak doğru olarak” dayatmak milletin sisteme güven duymasını sağlamaz.

Milleti sadece soğutur.