Müjdat Öztürk

Müjdat Öztürk

Toplumsal Çatışma – Sosyal Ağlarda Cinselleştirilmiş Şiddet

Sosyal ağların yaygınlaşması siyasal-toplumsal çatışmaları bu alana taşımıştır.

Siyasetin kutuplaştırdığı atmosferde gruplar, toplumsal fay hatları üzerinde gezinirken birbirlerine karşı şiddet dili kullanıyor,

Öteki saydıkları grupların kadın üyelerine karşı “cinselleştirilmiş şiddet” içeren paylaşımlar yapıyor.

Cinsel organlar ötekine karşı silah olarak kullanılırken, cinsiyetler üzerinden taraflar küçük düşürülmek isteniyor.

Siyasal kutuplaşmanın bütün taraflarında kabul gören cinselleştirilmiş şiddet kutuplaşmanın derinleştiğinin, toplumsal çatışmanın habercisi.

İlk insandan bu yana var olan şiddet insanlık tarihiyle eşzamanlı olarak biçim değiştirmiş günümüzde özgür bir iletişim kanalı olarak takdim edilen sosyal medya da başvurulan bir yöntem haline gelmiştir.

Cinselleştirilmiş şiddet; paylaşımlarda cinselliğin araç olarak kullanıldığı, kişinin cinsiyetini hedef alan ve kişiyi örselemeyi yaralamayı amaçlayan şiddet biçimidir.

Ve şiddetin bu biçimi sosyal medyada bilinçli ve sistematik olarak kullanılmaktadır.

**

Toplumsal çatışma yaşanan coğrafyalara yakından bakıldığında kadın bedeni üzerinden hâkimiyet kurma arzusu göze çarpar.

Tecavüz, iç savaş yaşanan ülkelerde bilinçli ve sistematik bir savaş taktiğidir.

Maksat, tecavüz edilen veya tecavüzle tehdit edilen kadın değildir. Esas hedef kadının mensup olduğu siyasal, toplumsal, ulusal kesimdir.

Kadına yönelik cinselleştirilmiş şiddet üzerinden “kadın ait olduğu grup ile aynileştirilerek” o grup küçük düşürülmeye, morali bozulmaya, mücadele azmi kırılmaya çalışılmaktadır.

Bir anlamda cinsel şiddet siyasal kimlikleri desteklemek, üstünlük kurmak adına kullanılmaktadır.

Son dönem de sosyal medya üzerinden yaşanan tartışmalarda grupların “cinsel organını silah” gibi kullanma arzusu ve “cinsellik üzerinden karşı tarafı tehdit etmesi” bu hâkimiyet kurma arzusunun dışavurumu olarak değerlendirilmelidir.

Bu cinselleştirilmiş şiddet dilini kullanmakta sıkıntı görmeyenler “cinsellik imalı tehdit dili” ile cinsel haz duyma eğilimi taşımıyorlar.

Aksine “cinsel organını silah olarak kullanmak” aslında ideolojik bir anlam taşıyor ve cinsel tehdit yönelttiği kesim üzerinde egemenlik kurmayı amaçlıyor.

Hedef aldığı kadının içinde olduğu siyasal ve toplumsal kesimlere mesaj içeren bu dil ile düşmanlaştırdığı ve ötekileştirdiği grupları politik baskı altında tutmak istiyor.

Sosyal medyada bu dil giderek yaygınlaşıyor.

Kendi gibi düşünmeyenleri cinsel organları ile cezalandırma eğiliminde olanların, kendi gibi düşünmeyenleri cinsel şiddet kullanarak utandırmak, küçük düşürmek amacı taşıyanların sayısının arttığı gözleniyor.

**

Kadın, her toplumda değer gören ve onur üzerinden tanımlanan bir varlıktır.

Fakat aynı kadın siyasal-toplumsal çatışmalarda hedef haline gelmekte ve kadının cinselliği üzerinden hedef kitlenin değersizleştirilmesi, yıkımı hedeflenmektedir.

Geçmişte insanlık ayıbı olarak tarihte yerini alan kitlesel tecavüzler bugün yerini sosyal medyada kitlesel cinselleştirilmiş şiddete bırakmıştır.

Karşı tarafta konumlanan kadınları saldırılması gereken birer nesne olarak gören,

Ve üreme organını bir silaha dönüştürerek ötekileştirdiği kadınlara saldıran zihniyet,

Sadece sosyal hâkimiyet kurmayı hedeflemiyor, aynı zamanda karşı tarafta utanç yaratmayı da amaçlıyor.

Son dönem de siyasetin çatışma alanlarını sosyal medyaya taşıyan ve mücadeleyi bu mecrada sürdüren tün kesimler aynı yöntemi kullanmakta tereddüt etmiyor,

Birbirlerini cinselleştirilmiş şiddetle yaralamaya çalışıyor.

Bu sistematik ve ahlak dışı saldırılar toplumsal bağların gevşediğini, toplumsal kesimler arasında mesafenin açıldığını da haber veriyor.

Tehlikeli bir kutuplaşma bu…

Sosyal medyada bir mücadele yöntemi olarak başvurulan ürkütücü cinselleştirilmiş şiddet,

İç savaş yaşanan bütün coğrafyalarda bilinçli ve sistematik bir savaş stratejisi olarak kitlesel tecavüzlerin önünü açmıştı. Direnen grupların moralini bozma, mücadele azmini kırma, aşağılama gibi amaçları kapsıyordu.

Bosna’da, Sırpların ele geçirdiği yerlerde hâkimiyetlerini kadın bedenleri üzerinden tescilleme, Bosna’ya Sırp tohumları ekme politikası olarak karşımıza çıkan bu insanlık dışı uygulama ile sosyal medya da siyasi çatışma içindeki kesimlerin kullandığı dil arasında ki benzerlik göz ardı edilmemeli.

**

Kadın bedenini aynı savaşlarda olduğu gibi mücadelenin sembolik alanına dönüştüren grupların varlığı toplumsal barış için tehdit oluşturuyor.

Kullanılan bu insanlık dışı dil toplumsal birliğin önünde engel teşkil ediyor.

Siyasi çatışmalardan sebep, ortak bağları zayıflayan kesimler sosyal medyayı bir çatışma alanına dönüştürdüler.

Bu çatışma alanında cinselleştirilmiş şiddet dili,  hâkimiyetin pekiştirilmesi ekseninde insafsızca, ahlaksızca kullanılıyor. Bu dile ötekinin azmini kırmak, ötekini sindirmek, ötekini bastırmak için başvuruluyor.

Oysa bu dil toplumsal çatışma üretiyor, ihtilafları derinleştiriyor.

Kutuplaşmış siyaset alanından sosyal medyaya taşınan bu çatışmada kadın;

Bütün kesimler açısından ait olduğu toplumun küçük düşürülmesi adına cinselleştirilmiş şiddete maruz kalıyor, mağdur ediliyor.

**

Siyaset, ekonomi ve ideoloji toplumsal çatışmaların niteliğini dönüştüren olgulardır.

Tarihsel süreçte farklı görünümlere sahip olarak ortaya çıkan ve toplumları acıya boğan bu çatışmalar değişik farklılaşmaların derinleşmesi sebebiyle yaşanmaktadır.

Toplumsal yapının bütünlüğünü bozan kutuplaşmalar bazı coğrafyalarda iç savaşa dönüşerek insanlığa utanç sayfaları yaşattı.

Ruanda, Kongo, Cezayir ve Bosna Hersek bu sayfaları acıyla doldurdular.

Toplumda gerilim ve çatışma yaşandığında bazı toplumsal davranışlar belirginlik kazanır. Topluluklar bu gerilimi davranışlarına yansıttığı gibi söylemlerine de yansıtırlar.

En temel işaretlerden biri toplumsal yarılmalıdır. Birbirini dinlememe, birbirini anlamama ve anlamamak konusunda direnç gösterme olarak ortaya çıkan bu yarılma; gerilimleri, çatışmaları, saldırganlıkları körükler.

Bu sebeple, Türkiye, toplumsal kutuplaşmanın, yarılmanın sosyal ağlara yansıyan emarelerinin özellikle cinselleştirilmiş şiddet dilinin doğuracağı sonuçların ciddiyetini kavramak zorundadır.

Ağ Toplumunda rağbet gören bu dilin başka koşullarda başka tutum ve davranışlara dönüşeceğini bilmek zorundadır.

Bu dile müsamaha gösterilmesi toplumsal bağları gevşetip toplumsal çözülmeye yol açacağı gibi toplumsal çatışmalara da sebebiyet verecektir.

**

Devlet ve siyaset bu dile,bu dili kullananlara karşı müsamaha göstermemeli, bu dil ile toplumsal çatışma ortamı hazırlayanlara karşı gerekenleri yapmadır.

Bu dile zemin hazırlayan koşullar ortadan kaldırılmalıdır.

Bunun başlangıç noktası olarak siyaset rol üstlenmeli ve kullandıkları çatışmacı dili gözden geçirmelidir.

Ağ Toplumunda trol olarak adlandırılan anonim kimlikli hesapların açılması engellenmeli, kimliksizliğin getirdiği rahatlıkla cinselleştirilmiş şiddet dili üzerinden açık hesaplar üzerinde baskı kurması, psikolojik saldırı gerçekleştirmesine müsaade edilmemelidir.

Bu dili kullananlara yasalar hızlı biçimde uygulanmalıdır.

**

Son söz olarak;

Sosyal medyada başvurulan bu ürkütücü mücadele biçimi bu toprakların kültüründe yer almaz. Türk kültür ve ahlakı bu dile izin vermez. Bu coğrafyada kadın bedeni karşı tarafı küçük düşürmek için kullanılmaz.

Hangi kesime, hangi görüşe, hangi kimliğe ait olursa olsun neye inanırsa inansın

Türk kadını yağmalanacak, istila edilecek, hâkimiyeti perçinleyecek bir araç değildir. Kadın bedeni savaş alanı ve galip gelmenin aracı değildir.

Sosyal medyayı çatışma ve savaş alanına dönüştüren bu dil, ne Türk’e ne İslam’a ne de Cumhuriyet’e aittir.

Bu dili kullanan ne Türk, ne İslam, ne de Cumhuriyetçidir.

Bu dile başvuran insan değildir.